Buradasınız: Ana Sayfa > GÜNCEL GELİŞMELER > ÜLKEMİZDE KALIPÇILIK SEKTÖRÜ

ÜLKEMİZDE KALIPÇILIK SEKTÖRÜ

Türkiye Kalıpçılık Sektörü’nde birçok firma çeşitli alanlarda faaliyetlerini devam ettirmektedir. Bu çeşitlilik, her alan için tamamen farklı bir uzmanlık konusu yaratmaktadır. Plastik Enjeksiyon Kalıplama (Plastic Injection Molding) ya da diğer adıyla PIM teknolojisi özellikle son 15-20 yıl içerisinde alternatif bir imalat metodu olarak kendini göstermeye başlamıştır. Göreceli olarak küçük, hassas ve karmaşık şekilli parçaların ekonomik biçimde üretilmesine imkan tanıyan PIM teknolojisi bugün itibariyle dünyada 6 milyar $ tutarında iş hacmine ulaşmıştır. El aletleri endüstrisi, optik, tıp ve medikal endüstri, ateşli silahlar endüstrisi, havacılık endüstrisi, uzay endüstrisi, elektronik ve otomotiv endüstrisi günümüzün kitlesel imalat sektörlerine hizmet vererek sürekli gelişme gösteren PIM endüstrisinin, ortalama %10 büyüme ile 2020 yılı itibariyle 9 milyar $’a varan bir Pazar büyüklüğüne erişeceği tahmin edilmektedir.

 

            Kalıpçılık Endüstrisi üretim odaklı bir alan olduğundan teknoloji faktörü büyük önem kazanmaktadır. Ayrıca her sektör için Kalıpçılık teknolojilerinin farklılaşması da söz konusu olabilmektedir. Kalıpçılık teknolojilerinin işleyişine yöneldikten sonra, Türkiye’nin de bu teknoloji odaklılık ve teknoloji çeşitliliği ortamında AR-GE, kalite ve hız konularında nasıl bir performans çizdiğinin tespitinin gerçekleştirilmesi önemlidir.

 

Sektörün Panoraması

Firma sayısı                            : 5000 

İstihdam gücü                        : 20000

Pazar büyüklüğü                     : 2,000 M USD

İhracat değeri                                    : 160 K USD

İthalat değer                          : 1,000 M

2004 yılı büyüme oranı          : %24

2005 yılı büyüme beklentisi   : %10

Üretimin yoğunlaştığı iller     : İstanbul, Bursa, Adapazarı, İzmir, Ankara, Manisa,

 

            Türkiye Kalıp İmalat Sanayi’nde, öncelikle, genel bir perspektiften bakıldığında iç piyasada 2,5 milyar $ civarında bir üretimin meydana geldiği ifade edilebilir. Bu rakamın ülkemizin mevcut kaynakları ve potansiyeli göz önünde bulundurulduğunda yeterli olmadığı yorumu yapılabilir. Bunun nedenleri olarak; firma yöneticilerinin yönetsel becerilerinin belirli seviyeleri aşamaması ve bu sebeple sektörde yer alan firmaların yeterince gelişememesi, kısaca şirketlerin Küçük ve Orta Ölçekli Şirket (KOBİ) konumunda kalmaları, sektörde küresel odaklılığın olmaması, eğitim yaklaşımının Kalıpçılık alanında vasatı aşmaması gibi konular sıralanabilir. İhtiyaç duyulan noktalarda gerekli adımlar atılabildiği takdirde sektörün 2,5 milyar $ rakamını ileri noktalara çekmesi zor olamayacaktır. Sektörde şu an için faaliyet gösteren firma sayısı Türkiye genelinde 5 bin civarındadır. Bu firmaların yarıya yakını İstanbul’da faaliyetlerini sürdürürken, geriye kalanı ise ağırlıklı olarak Bursa, İzmir, Ankara,Eskişehir, Kocaeli, ve Samsun’da yer almaktadır. Özellikle Bursa’nın otomotiv sanayinde ileri bir düzeyde olması kalıp sektörünün burada yoğunlaşmasına neden olmuştur. Diğer taraftan sektördeki firmaların kaçının ihracat yaptığının rakamsal olarak ifade edilmesi ve reel rakamlara ulaşılması mümkün değildir. Ancak İstanbul Ticaret Odası Türk Yan Sanayi Borsası tarafından yan sanayi kuruluşlarına yönelik olarak yapılan bir anket çalışmasına göre, ankete katılan ve asıl faaliyet alanı kalıpçılık olmayan yan sanayi üreticilerinin ‘kalıp üretiyor musunuz? sorusuna verdikleri cevaplar ilginçtir. Firmaların %49,2 ‘sinin ana faaliyetlerinin yanında kalıp da ürettiği ortaya çıkmıştır. Talaşlı imalatçıların %48,7’sinin, sac parça işlemecilerin %48’inin, plastikçilerin %24,1’inin, dökümcülerin %16,4’ünün elektronik/elektromekanikçilerin %13,8’inin kalıp üretmekte oldukları belirlenmiştir. Yine firmalara ‘kalıpçılık asıl faaliyet alanınız mı?’ sorusu yöneltildiğinde ise oranlar büyük ölçüde düşmektedir. Sac parça işlemecilerin %16,7’si, dövmecilerin %11,3’ü, elektronikçilerin ise %7,2’si asıl faaliyet alanlarını kalıpçılık olarak belirtmişlerdir.

 

               

 

 

gerekli olursa çeşitli maddi desteklerin sağlanması ve projelerin yürütülmesi, sektörün kurumsallaşması yolunda önemli adımlar atmasını kolaylaştıracaktır. Ayrıca eğitim konusunda,’sektöre yönelik olarak hazırlanan her düzeydeki örgün eğitim ve meslek içi eğitim programları hakkında sanayi kuruluşlarının görüş ve önerileri alınmalıdır. Alınan bilgilere göre, sektörün bugüne kadar istenilen seviyelere gelememesinin en büyük nedeni; gerek meslek liselerinde, gerekse üniversitelerinde kalıpçılıkla ilgili bölümlerin oluşturulamamasıdır. Sektörün bugüne kadar gösterdiği gelişme usta-çırak ilişkisi dâhilinde gerçekleşmiştir. Kalıp üreten bir kuruluş, çeşitli sorunlarını çözümleyebilmek ve ayakta kalabilmek için güçlü olmak zorundadır. Küçük firmaların büyük ölçekli işletme haline dönüşerek güçlü hale gelebilmeleri için birleşmeleri ve aralarında organize olmaları, yani bir bakıma yukarıda da belirtildiği üzere kurumsallaşmaları gerekmektedir. Türk Kalıp İmalat Sektörü’nde fark yaratan uygulamalar gerçekleştirebilmek amacıyla, uzmanlaşmış mühendislere ihtiyaç vardır. Aynı zamanda kalıp konusunda yüksek seviyede tasarım ve analiz gerçekleştirebilecek mühendislik hizmetlerine de ihtiyaç duyulmaktadır. Yetişmiş, nitelikli insan gücü çok önemli bir ölçüttür. Hatta bakım için sökülmüş olan bazı önemli kalıplarda, kalıp elemanlarını yıkamak için bile kalifiye elemanlara ihtiyaç vardır. Ülkemizde parça adetlerinin az olmasından dolayı daha çok manuel kalıpçılık gelişmiştir. Ardışık ve birleşik kalıplar üretilmemektedir. Bu da sektörün gelişmesini başlı başına etkilemektedir. Ayrıca teknoloji ve makine seçiminde maliyet kavramı ön planda tutulmakta ve uzun vadeli düşünülmemektedir. Kalıp imalatçılarının belirli imalat alanları veya parçaları seçip bunlar üzerinde ihtisaslaşmaları, hem kendileri hem de ülke sanayi açısından yararlı olacaktır. Kalıp İmalat Sanayi’nde gelişmelerin gecikmesi bir bakıma avantaj olarak da düşünülebilir. Çünkü sektörün riske edilebilecek boyutlarda önemli bir atıl kapasitesi bulunmamaktadır. Yurtiçi piyasanın ihtiyacını tam olarak karşılayamayan kalıp imalat sektöründe yüksek miktarda ithalat oranları dikkat çekmektedir. Ağırlıklı olarak beyaz eşya ve otomotiv sektörlerine hitap eden kalıp sanayinde ithalatın toplam pazarda aldığı pay 1 milyar dolar olarak belirtilmiştir. Toplam kalıp pazarının 2 milyar dolar civarında bir büyüklüğe sahip olması, sektörün ithalata bağımlı çalıştığını göstermektedir. Yurtiçinde faaliyet gösteren 5 bin civarındaki kalıp üreticisinin genellikle küçük ve orta ölçekli kuruluşlardan oluştuğu görülürken, yüksek miktarda seri üretim gerçekleştirebilecek firma sayısının 10’u geçmediği görülmektedir. Kısaca katma değeri düşük ürünlerin 19 üretildiği ve katma değeri yüksek ürünlerin ithal edilmesi sektörün ithalat-ihracat dengesine olumsuz yansımaktadır. Yukarıda belirtilen fark yaratan uygulamalar gerçekleştirilebilir hale getirildiğinde bu sorun da aşılabilir hale gelebilecektir. Yine ülkemiz Avrupa Birliği’ne kalıp veya parça satılmasını sağlayabilecekse, yabancılarla stratejik işbirliği yapılması ve ortaklık kurulması en önemli ve geçerli çözüm yolu olarak karşımıza çıkmaktadır. Kalıpçılık Sektörü’nün gerçekleştirmiş olduğu ihracat rakamları ülke potansiyeline ve benzer gelişmekte olan ülke rakamlarına göre yeterli gözükmemektedir. Türkiye yaklaşık 3 milyar $ olan Kalıp İmalatı Sektör Hacmini iki sene içersinde 7-8 milyar $ seviyelerine çekebilme potansiyeline sahiptir. İhracatımızı geliştirmek için sektörde kurumsallaşmaya önem vermek ve uluslar arası kalite standartlarını sağlayabiliyor olmak gerekmektedir. Günümüz iş dünyasında birçok kesim faaliyet alanlarını bir veya daha çok örgütle desteklemektedir. Bunun en önemli sebebi, örgütü oluşturan grupla örgüt arasında etkileşim kurularak konuları ile ilgili değişimi ve gelişimi tek çatı altından yönetme avantajı olarak ifade edilebilir. Kalıpçılık sektörüne gelindiğinde ise, Türkiye açısından çok ta olumlu bir resim görülememektedir. Çünkü Türkiye’de Kalıpçılık Sektörü’nü temsil eden tek kuruluş Uluslararası Kalıp Üreticileri Birliği (UKÜB)’dür. Ancak söz konusu kuruluş sektörün gelişimi için tek başına yeterli olamamaktadır. Yine ülkemizde kalıp üreticilerinin bir araya gelerek sanayiciyle buluştuğu ilk ve tek fuar ’İstanbul Kalıp Fuarı’dır. Ülkemiz, kendi bünyesinde Kalıpçılık Sektörü’nü temsil eden kurum veya kuruluşları kurup, organize edebilir, gerek yurt içinde gerekse de yurtdışında sektörü daha etkin hale getirip uluslararası alanda sektörün pazarlamasını güçlü bir şekilde gerçekleştirebilir.

 

            Plastik enjeksiyon kalıbı, erimiş sıcak plastik malzemenin basınçla enjekte edildiği ve burada soğuduğu bir kalıp sistemidir. Enjeksiyon kalıbının görevleri arasında ergimiş plastiğe şekil vermek, kalıplanan sıcak malzemenin rijit ve katı hale gelene kadar soğumasını sağlamak, iyi bir katılaşma meydana geldikten sonra, iki (veya daha fazla) bölüme ayrılarak, parçayı kalıp dışına itmektir. Parça kalitesi tamamen kalıp tasarımına, üretimine ve kalıpçının işçilik kalitesine bağlıdır. Kalıbın büyüklüğü ve enjeksiyon makinesi kapasitesi arttıkça ortaya çıkan maliyetler de artmaktadır. Örnek vermek gerekirse çöp kovası ve kapağı üretiminde kullanılan kalıbın maliyeti 250.000 $’a kadar çıkabilmektedir. Bu maliyetler dışında orijinal tasarım fikri, pazar araştırması, parçanın prototipleri, geliştirme, pazarlama gibi konular ikincil maliyetlerdir.

                       

                                               RAKAMLARLA TÜRK PLASTİK SEKTÖRÜ (*)

 

  • 6000 firma
  • 200.000 çalışan
  • Yıllık ortalama % 15 büyüme
  • 7 milyon ton üretim kapasitesi ile Avrupa 3’üncüsü
  • Plastik hammadde ithalatı 4,7 milyon ton – 7,7 milyar dolar / 2010 yılı
  • İhracat rakamı 3 milyar 522 milyon dolar / 2010 yılı
  • İthalat rakamı 9,8 milyar dolar / 2010 yılı
  • Makine ve teçhizat yatırımı 630 milyon dolar / 2010 yılı
  • Plastik enjeksiyon makinelerinde Çin’den yapılan ithalat, toplam ithalatın adet bazında % 63’ünü değer bazında da % 31’ini oluşturdu
  • Makine ithalatındaki ilk üç ülke Almanya, Çin ve İtalya 2011 yılı kesinleşmemiş rakamları
  • Toplam mamul üretiminin 6,9 – 7.0 milyon ton olarak gerçekleşerek 2010 yılına kıyasla % 13–15 arasında artacağını,
  • Bu düzeyde bir üretim düzeyi ile Türk plastik sektör üretiminin Almanya ve İtalya’dan sonra 3’üncü büyük proses kapasitesine erişeceğini,
  • TUİK verilerine göre:
  • Plastik hammadde ithalatının 5 milyon 266 bin ton ve 10,2 milyar dolara çıkarak 2010 yılına kıyasla miktar bazında % 13, değer bazında % 31 artacağını,
  • Plastik mamul ithalatının 493 bin ton ve 2,7 milyar dolara çıkarak, 2010 yılına kıyasla miktar bazında % 18, değer bazında % 29 artacağını,
  • Toplam ithalatın 5,8 milyon ton ve 12,7 milyar dolara çıkarak, 2010 yılına kıyasla miktar bazında % 13, değer bazında % 33 artacağını,
  • Plastik hammadde ihracatının 501 bin ton ve 917 milyon dolara çıkarak 2010 yılına kıyasla miktar bazında % 14, değer bazında % 30 artacağını,
  • Plastik mamul ihracatının 1 milyon 190 bin ton ve 3,7 milyar dolara çıkarak 2010 yılına kıyasla miktar bazında % 11, değer bazında % 23 artacağını,
  • Toplam ihracatın 1 milyon 691 bin ton ve 4,6 milyar dolara çıkarak 2010 yılına kıyasla miktar bazında % 12, değer bazında % 24 artacağını,
  • Sektörün ihracatçı sektörler kanalı ile 5 milyar dolar dolaylı ihracat gerçekleştirerek, toplam 9,7 milyar dolarlık ihracat döviz girdisi sağlayacağını,
  • Plastik hammadde dış ticaretinde 4,8 milyon ton ve 9,2 milyar dolar dış ticaret açığı verileceğini,
  • Plastik mamul dış ticaretinde 697 bin ton ve 1,01 milyar dolar dış ticaret fazlası verileceğini, o Sektörün toplam olarak 4,1 milyon ton ve 8 milyar dolar dış ticaret açığı vereceğini,
  • İMMİB istatistiklerine göre plastik sektörünün, toplam kimya sektör ihracatı içinden % 29 payla ikinci ihracatçı sektör konumunda olacağını gösteriyor. Plastik sektöründe yer alan firmaların % 90'ı KOBİ niteliğindedir ve onlarca farklı sektöre yüzlerce çeşit mamul üretiliyor. Firmaların yaklaşık olarak % 30'u ambalaj, % 15'i inşaat, % 11'i tekstil, % 10'u ev eşyası, % 10'u otomotiv ve % 9'u teknik parça sektörlerine mamul üretiyor. % 15'i ise geri kalan diğer sektörlere yönelik üretim yapıyor. Dışa açıklık düzeyinin sürekli arttığı yoğun rekabet ortamında Türk plastik sektörü, ölçek, teknoloji ve yenilik boyutlarıyla dinamik bir yapıya sahip.

 

(*) Kaynak: PAGDER & ASLAN ÖZEL OSB Bilgi Bankası 2011 yılı PAGDER ve Plastik Sektör Bilgileri raporu verileri